Bir çocuğun hayatı, çoğu zaman yetişkinlerin verdiği kararların sessiz sonuçlarıyla şekillenir. Velayet davaları da tam olarak bu sessizliğin içinden konuşur. Mahkeme salonlarında dosyalar açılır, maddeler sıralanır, tarihler yazılır; ama aslında tartışılan şey bir çocuğun hangi sabaha, hangi evde, hangi sesle uyanacağıdır.

Ben yıllardır Özlem Baysal Hukuk ve Danışmanlık Bürosu çatısı altında, çocuk velayeti davalarıyla ilgileniyorum. Şunu açıkça söyleyebilirim. Velayet davaları, hukukun en teknik ama aynı zamanda en insani alanlarından biridir. Çünkü burada kanunla vicdan, maddeyle hayat sürekli yan yana yürür.

Türk Medeni Kanunu’nun 335. maddesi velayeti tanımlar; 336 ve devamı maddeler ise anne ve babanın bu sorumluluğu nasıl taşıyacağını düzenler. Ancak uygulamada gördüğümüz şudur:
Kanun maddeleri bir çerçeve çizer, ama resmi çocuk doldurur. Hâkimler karar verirken tek bir pusulaya bakar: çocuğun üstün yararı. Bu kavram, kanunda kısa geçer; mahkeme salonlarında ise uzun uzun düşünülür.

Velayet davası denildiğinde çoğu kişinin aklına şu sorular gelir:

  • Çocuk kime verilir?
  • Anne mi, baba mı daha avantajlıdır?
  • Gelir durumu mu önemlidir, yoksa ilgi mi?
  • Çocuğun yaşı kararları nasıl etkiler?

İstatistikler bize şunu söylüyor; küçük yaş grubundaki çocuklarda velayet çoğunlukla anneye verilir; ancak bu otomatik bir kural değildir. Mahkemeler artık yalnızca biyolojik yakınlığı esas almıyor; ebeveynin çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimine ne ölçüde katkı sağladığını dikkate alıyor. Kimi zaman düzenli bir hayat, kimi zaman sakin bir ev, kimi zaman da sadece çocuğu gerçekten dinleyen bir yetişkin belirleyici olur.

Velayet davası, bir kazanma kaybetme oyunu değildir. Ben her müvekkilime bunu en başta söylerim. Bu dava, bir satranç tahtası gibidir; aceleyle yapılan her hamle, ileride çocuğun önüne çıkabilecek bir duvara dönüşebilir. Bu yüzden:

  • Dilekçeler sadece hukuki değil, insani bir dille hazırlanmalıdır.
  • Tanıklar sadece konuşmamalı, gerçeği taşımalıdır.
  • Talepler intikamla dışında, ihtiyaçla kurulmalıdır.

Bir avukat olarak rolüm, kanunu uygulamakla sınırlı kalmıyor; müvekkilimi sürecin psikolojik ağırlığına da hazırlamayı kapsıyor. Çünkü velayet davaları, çoğu zaman boşanmanın hukuki artçısıdır ve duygusal enkaz henüz dağılmamıştır. İşte tam bu noktada doğru hukuki strateji, çocuğun hayatında bir fırtına yaratmak yerine bir geçiş kapısı işlevi görebilir.

BOŞANMA AVUKATI İLETİŞİM FORMU

    Çocuk Velayet Davası Hizmetlerimiz

    1. Velayet Davası Açılması ve Yürütülmesi
    • Boşanma davası ile birlikte veya sonrasında açılan velayet davalarının hazırlanması ve takibi
    • Dava stratejisinin çocuğun üstün yararı ilkesine göre belirlenmesi
    • Dilekçelerin hukuki ve psikolojik boyut gözetilerek hazırlanması
    1. Geçici (Tedbiren) Velayet Talepleri
    • Dava sürecinde çocuğun kimin yanında kalacağına ilişkin geçici velayet başvuruları
    • Acil durumlarda (şiddet, ihmal, kaçırma riski vb.) hızlı hukuki müdahale
    • Mahkemeye sunulacak delil ve raporların hazırlanması
    1. Velayetin Değiştirilmesi Davaları
    • Şartların değişmesi nedeniyle mevcut velayet kararının yeniden değerlendirilmesi
    • Çocuğun yaşam koşullarındaki olumsuzlukların hukuki zemine taşınması
    • Anne veya babanın ebeveynlik yeterliliğinin yeniden incelenmesi
    1. Kişisel İlişki (Görüş Günleri) Düzenlemeleri
    • Velayet hakkı olmayan ebeveyn ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin düzenlenmesi
    • Görüş günleri, tatil ve bayram düzenlemeleri
    • Kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya kaldırılması talepleri
    1. Pedagog, Psikolog ve Sosyal İnceleme Süreçlerinin Yönetimi
    • Sosyal inceleme raporları (SİR) sürecinin hukuki olarak takibi
    • Pedagog görüşmelerine hazırlık ve müvekkil bilgilendirmesi
    • Rapora itiraz ve ek inceleme taleplerinin hazırlanması
    1. Çocuğun Görüşünün Mahkemeye Sunulması
    • Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine uygun şekilde beyanının alınması sürecinin takibi
    • Çocuğun yönlendirilmeden, baskı altında kalmadan dinlenmesinin sağlanması
    • Çocuk beyanlarının hukuki çerçevede değerlendirilmesi
    1. Uluslararası Unsur İçeren Velayet Davaları
    • Yurt dışı yerleşimli ebeveynlerle ilgili velayet uyuşmazlıkları
    • Çocuğun yurt dışına çıkarılması veya iadesi talepleri
    • Uluslararası sözleşmeler kapsamında hukuki danışmanlık
    1. Danışmanlık ve Önleyici Hukuk Hizmetleri
    • Velayet ihtilafı doğmadan önce hukuki risk analizi
    • Boşanma sürecinde velayet konusunda yol haritası oluşturulması
    • Uzlaşma ve anlaşmalı çözümlere yönelik hukuki destek

    Velayet davaları, yalnızca hukuki bilgiyle sınırlı kalmadan; tecrübe, öngörü ve insan psikolojisini anlayabilme becerisiyle yürütülmelidir. Büromuzda her dosya, bir evrak yığını gibi görülmez; bir çocuğun hayatına dokunan ciddi bir sorumluluk bilinciyle ele alınır. Bu yaklaşım, sunduğumuz hizmetlerin temelini oluşturur.

    İstanbul Boşanma Avukatı
    Özlem BAYSAL

    İstanbul barosuna kayıtlı avukat Özlem Baysal, 2012 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş ve yargılama sürecinin çeşitli alanlarında uzun yıllar görev almıştır.

    Halen İstanbul Barosu’na kayıtlı olarak şirket ve kişilerin dava süreçlerinde vekil olarak temsili; her türlü sözleşmenin hazırlanması, arabuluculuk ve uzlaştırma süreçleri, idari ve cezai soruşturma takibi, boşanma, miras, tapu iptal davaları, fikri ve sınai hakların korunması, ceza davaları, tazminat talepleri başta olmak üzere hukukun her alanında hizmet vermektedir.

    Çocuk Velayet Davası Müvekkil Soruları

    1. Velayet davasında anne mi yoksa baba mı daha avantajlıdır?

    Bu soru neredeyse her görüşmenin ilk dakikasında gelir. Kısa ve net söyleyeyim:
    Türk hukukunda velayet, cinsiyet temeline dayandırılmadan; çocuğun üstün yararı esas alınarak belirlenir.

    Türk Medeni Kanunu bu konuda açık bir ayrım yapmaz. Uygulamada küçük yaştaki çocuklarda annenin daha sık velayet aldığı görülse de bu bir “hak” olarak tanımlanamaz; mevcut koşullara ilişkin bir durum tespiti niteliği taşır.

    Mahkeme;

    • ebeveynin çocuğa ayırdığı zamanı,
    • yaşam koşullarını,
    • çocuğun duygusal bağlarını
      bir bütün olarak değerlendirir. Bazen babalar, bazen büyükannelerle kurulan düzenli hayatlar belirleyici olur.
    1. Gelir durumu velayet kararını etkiler mi?

    Toplumda yaygın bir yanılgı vardır: “Parası olan velayeti alır.”
    Bu doğru değildir.

    Mahkemeler lükse odaklanmaz; istikrarı öncelikli kabul eder. Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığına bakılır. Yüksek gelir tek başına avantaj sağlamaz; düşük gelir de otomatik bir dezavantaj değildir.
    Önemli olan şudur:
    Çocuk, o evde güvenli, düzenli ve ihmal edilmeden yaşayabilecek mi?

    1. Çocuğum kaç yaşında olursa mahkeme onun fikrini sorar?

    Kanunda kesin bir yaş sınırı yoktur. Ancak uygulamada genellikle 8 yaş ve üzerindeki çocukların görüşleri dikkate alınır.
    Burada kritik nokta şudur: Çocuğun beyanı tek başına karar değildir; ama ciddiye alınır.

    Mahkeme, çocuğun yönlendirilip yönlendirilmediğini özellikle inceler. Çocuğun söylediği sözlerden çok, o sözlerin nasıl söylendiği önemlidir. Sessizlik bile bazen bir beyandır.

    1. Velayet kararı kesin midir, sonradan değiştirilebilir mi?

    Velayet kararları kesin hüküm değildir. Hayat değişir, koşullar değişir, çocuk büyür.
    Eğer velayeti alan ebeveyn:

    • Çocuğu ihmal ediyorsa,
    • Fiziksel ya da psikolojik zarar veriyorsa,
    • Yaşam koşulları ciddi biçimde bozulmuşsa

    velayetin değiştirilmesi davası açılabilir. Mahkeme, geçmişte verdiği kararı savunmaz; bugünkü tabloya bakar.

    1. Velayet davası ne kadar sürer?

    Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ortalama bir velayet davası 6 ay ile 1,5 yıl arasında sürebilir.
    Süreyi etkileyen başlıca unsurlar şunlardır:

    • Sosyal inceleme raporlarının hazırlanma süresi
    • Tanık sayısı
    • Taraflar arasındaki ihtilafın derinliği

    Ancak şunu özellikle belirtirim. Hızlı olmak her zaman iyi olmak değildir. Velayet davalarında acele edilen her karar, ileride telafisi zor sonuçlar doğurabilir.

    Yaklaşımımız

    Biz velayet davalarına bir dava dosyasından ziyade, bir çocuğun hayatının kırılma noktası olarak bakarız. Çünkü velayet davaları, sonucu yıllar sonra bile hissedilen davalardır. Bu nedenle ilk yaklaşımımız şudur:

    • Taraflardan ziyade çocuğun yaşam gerçekliğini merkeze alırız.
    • Hukuki haklardan önce hukuki sorumlulukları konuşuruz.
    • Müvekkilin talebini değil, talebin çocuk üzerindeki etkisini analiz ederiz.

    Tecrübeyle sabittir. Mahkemeler de aynı yerden bakar. Hâkim, iyi hazırlanmış bir dilekçeden çok; tutarlı, gerçekçi ve çocuğun üstün yararına temas eden bir tablo arar. Biz bu tabloyu inşa ederiz.

    Dava Stratejimiz

    Velayet davalarında yüksek sesle konuşmak yerine, doğru yerden konuşmak kazandırır. Bu nedenle stratejilerimiz çatışmayı merkezine almaz; ikna, tutarlılık ve süreklilik ekseninde şekillenir.

    1. Dosyayı Dava Gibi Değil, Süreç Gibi Ele Alırız

    Velayet davası tek duruşmalık değildir. Sosyal inceleme raporları, pedagog görüşmeleri, tanık beyanları ve ara kararlar bir zincirin halkalarıdır.
    Her adımı bir sonrakini etkileyecek şekilde planlarız.

    1. Delil Seçiminde Niceliği Değil, Niteliği Önemseriz

    Çok sayıda tanık yerine doğru tanık,
    çok belge yerine anlamlı belge sunarız.

    Mahkemeler tekrar eden anlatılara odaklanmaz; net ve birbiriyle örtüşen olgulardan etkilenir.

    1. Sosyal İnceleme Raporlarını Sürecin Kalbi Olarak Görürüz

    Pedagog ve sosyal çalışmacı raporları çoğu davada belirleyicidir. Bu nedenle:

    • Müvekkili bu görüşmelere bilinçli şekilde hazırlarız.
    • Raporda eksik veya hatalı değerlendirme varsa hukuki itiraz yollarını etkin kullanırız.

    Sessiz geçen bir görüşme, yanlış anlaşılan bir ifade, bazen dosyanın yönünü değiştirebilir. Bu riski şansa bırakmayız.

    1. Çocuğun Görüşünü Korur, Araçsallaştırmayız

    Çocuğun beyanı bizim için bir koz olarak görülmez; korunması gereken hassas bir alan olarak ele alınır.
    Çocuğun baskı altında kalmaması, yönlendirilmemesi ve ebeveynler arası çatışmanın yükünü taşımaması temel önceliğimizdir. Çünkü mahkemeler de artık buna çok dikkat etmektedir.

    1. Gerektiğinde Uzlaşmayı, Gerektiğinde Netliği Savunuruz

    Her velayet davası savaşla bitmek zorunda değildir.
    Uygun dosyalarda anlaşmalı çözümleri zorlarız; ancak çocuğun zarar gördüğü noktada geri adım atmayız.
    Uzlaşma, çocuğun lehineyse erdemdir; aleyhineyse sessizliktir.

    Kişisel Hukuki Duruşumuz

    Yıllar içinde şunu öğrendik:
    Velayet davalarında kazanan taraf yoktur; doğru yönetilen dosya vardır.
    Bizim hedefimiz bir ebeveyni “haklı çıkarmak” amacı gütmekten öte; çocuğun hayatını hukuki bir belirsizlikten kurtarmaya odaklanmaktır.

    Bu yaklaşım ve strateji, her dosyada tek tip bir şablon izlemek yerine; her çocuğun ihtiyacına göre yeniden inşa edilir. Çünkü velayet davaları standart değildir, çocuklar hiç değildir.

    Velayet Bir Dosya Değil, Bir Hayattır

    Velayet davaları, ertelenebilecek meseleler değildir. Çünkü çocuklar beklemez; büyürler. Her geciken karar, her yanlış adım, her eksik hukuki hamle; çocuğun hayatında sessiz ama kalıcı izler bırakır. Bu nedenle velayet süreci, “bir gün bakarız” denip geçilebilecek bir alan olmaktan ziyade; doğru zamanda, doğru şekilde ele alınması gereken ciddi bir sorumluluktur.

    Eğer şu an bir velayet uyuşmazlığının içindeyseniz ya da yaklaşmakta olduğunu hissediyorsanız, şunu bilmelisiniz:
    Bu süreçte yalnız değilsiniz ve yalnız kalmamalısınız. Velayet davaları; kulaktan dolma bilgilerle, çevre tavsiyeleriyle ya da internetten öğrenilen eksik hukukla yürütülemez. Her dosya kendine özgüdür ve her çocuk, kendi gerçeğiyle değerlendirilmelidir.

    Özlem Baysal Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak biz, dosyanıza bakmadan önce sizi dinleriz. Sorununuzdan ziyade, hikâyenizi anlamaya çalışırız. Çünkü mahkemeye sunulan her dilekçe, aslında bir çocuğun geleceğine yazılan satırlardır. Bu satırların doğru, dengeli ve güçlü olması gerekir.

    Bugün atılacak bilinçli bir adım:

    • Yıllarca sürebilecek bir hukuki karmaşayı önleyebilir,
    • Çocuğunuzun psikolojik yükünü hafifletebilir,
    • Sizi geri dönüşü zor hatalardan koruyabilir.

    Eğer velayet konusunda netlik arıyorsanız;
    eğer haklı olduğunuzu hissettiğiniz halde nasıl anlatacağınızı bilmiyorsanız;
    eğer çocuğunuzun hayatında bir belirsizlik olmasın istiyorsanız…

    Doğru yerdesiniz.

    Velayet davaları cesaretin ötesinde, öngörü ister. Bu süreç sertlikten çok denge gerektirir. Aceleden ziyade tecrübeye dayanır.

    Biz bu üçlüyü aynı dosyada buluşturuyoruz.

    Bu bir son çağrı olma iddiası taşımaz; doğru bir başlangıç için yapılmış bir davettir. Çünkü bazı hukuki adımların telafisi, gecikmesinden çok hiç atılmaması halinde zorlaşır.

    Sık Sorulan Sorular

    • Anne veya baba şehir değiştirirse velayet otomatik olarak etkilenir mi?

      Hayır, otomatik olarak etkilenmez. Ancak şehir değişikliği, velayet açısından önemli bir değerlendirme sebebidir.

      Mahkeme şu sorulara bakar:

      • Taşınma çocuğun eğitimini ve sosyal çevresini nasıl etkiliyor?
      • Diğer ebeveynle kişisel ilişki fiilen zorlaşıyor mu?
      • Taşınma zorunlu mu, keyfi mi?

      Eğer taşınma çocuğun hayatında ciddi bir kopuş yaratıyorsa, velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Yani mesele adres üzerinden tartışılmaz; asıl belirleyici olan sonuçtur.

    • Velayeti alan ebeveyn çocuğu diğer ebeveyne göstermiyorsa ne yapılır?

      Bu, uygulamada en sık yaşanan ama en yanlış yönetilen durumlardan biridir.
      Velayet hakkı, çocuğu “sahiplenme” yetkisi değildir.

      Mahkemece belirlenen kişisel ilişki günlerine uyulmuyorsa:

      • İcra yoluna başvurulabilir,
      • Uyarı ve yaptırımlar uygulanabilir,
      • Süreklilik kazanırsa velayetin değiştirilmesi dahi gündeme gelebilir.

      Çocuğu göstermemek, kısa vadede güç gibi görünür; uzun vadede hukuki aleyhe döner.

    • Çocuk velayet davasında yalan söylerse ne olur?

      Mahkemeler çocuklardan ezberlenmiş ya da yönlendirilmiş ifadeler yerine, samimi ve içten anlatımlar bekler.
      Çocuğun yönlendirildiği, ezberletildiği ya da korkutulduğu fark edilirse bu durum raporlara yansır.

      Bu da genellikle:

      • Yönlendiren ebeveyn aleyhine değerlendirilir,
      • Çocuğun beyanının güvenilirliğini azaltır,
      • Hâkimin diğer delillere daha fazla ağırlık vermesine neden olur.

      Velayet davalarında çocuk bir tanık konumunda görülmez; korunması gereken bağımsız bir birey olarak ele alınır.

    • Velayet davasında avukat tutmak zorunlu mu?

      Zorunlu değildir; ancak şiddetle tavsiye edilir.

      Çünkü velayet davaları:

      • Usul hatasına kapalı olmayan,
      • Tek bir yanlış beyanla yön değiştirebilen,
      • Psikolojik raporlarla şekillenen davalardır.

      Bir dilekçede kullanılan tek bir cümle, sosyal inceleme sürecini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle “kendim hallederim” yaklaşımı çoğu zaman geri dönülmez sonuçlar doğurur.

    • Velayet davası devam ederken çocuk kiminle kalır?

      Mahkeme, dava açılır açılmaz geçici (tedbiren) velayet kararı verir.
      Bu karar:

      • Davanın sonunu beklemez,
      • Çocuğun mevcut düzenini korumayı amaçlar,
      • Nihai kararın habercisi olabilir ama kesinliği yoktur.

      Yani dava başındaki tablo, dava sonunu belirleyebilir. Bu yüzden sürecin ilk adımı, genellikle en kritik adımdır.

    Boşanma Hukuku Makaleleri

    Bazen bir evlilik, sessizce kapanan bir kapı gibi sona erer; bazen de yüksek sesli tartışmaların, kırılmış güvenin ve içe gömülen hayal kırıklıklarının ardından mahkeme salonlarında yankılanır. İşte tam bu noktada “Boşanma Davalarında Delil Sunma” konusu sahneye çıkar ve hukuki sürecin ağırlığını sırtlanır. Çünkü boşanma dosyası yalnızca geçmişin hikâyesi olmanın ötesinde, aynı zamanda kusur, velayet, nafaka…

    Bazen bir evlilik, dışarıdan bakıldığında sessiz bir göl gibi görünür; oysa suyun altında fırtınalar kopuyordur. İşte aile içi şiddet, çoğu zaman bu sessiz gölün dibinde saklanan karanlık bir akıntıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre (TMK m. 162 – hayata kast, pek kötü muamele, onur kırıcı davranış) eşlerden birinin diğerine şiddet uygulaması boşanma sebebi olarak kabul edilir….

    Bir davanın kaderi, bazen mahkeme salonundaki görkemli savunmalarla değil; dilekçedeki küçük bir imla hatasıyla, yanlış bir kelime seçimiyle, ya da eksik bir belgeyle çizilebilir. Hukuk, ince dokulu bir kumaş gibidir bir yerinden çekerseniz tüm yapı çözülür. İstatistiklere göre, Türkiye’de açılan hukuk davalarının yaklaşık %17’si (2023 Yargıtay İstatistikleri) usul hataları nedeniyle reddedilmekte ya da sürüncemede kalmaktadır….

    BOŞANMA AVUKATI İSTANBUL İLETİŞİM

    İstanbul boşanma süreçlerinde rehberlik ve destek arayan kişiler için kapsamlı hizmet seçenekleri sunan, Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biridir. Boşanma avukatıyla iletişime geçmeyi planlayan bireyler bu yolda hangi adımları takip etmeli?

    Özlem Baysal Hukuk ve Danışmanlık olarak İstanbul merkezli müşterilerimize boşanma hukuku alanında uzmanlaşmış ve deneyimli avukat kadromuz aracılığıyla yardımcı oluyoruz. Boşanma hukukuyla ilgili tüm sorularınız için nitelikli ve deneyimli yardım almak üzere bizimle iletişime geçebilirsiniz. Boşanma hukukunun karmaşıklıklarını, siz kıymetli müvekkillerimizin yararına olacak şekilde yönlendirmek ve en iyi sonuçları elde etmek için hazırız. İstanbul’daki en iyi boşanma avukatı arayışınızda, Özlem Baysal Hukuk ve Danışmanlık ekibinin profesyonel desteği her zaman yanınızdadır.

    Çobançeşme Mah. Nish İstanbul
    C Blok K.13 D.150 Bahçelievler / İstanbul
    Konum →

    Tel: 0 543 944 92 13

    Mail: [email protected]

    Hafta içi: 09:00 – 18:00
    Cumartesi: 10:00 – 15:00
    Pazar: Kapalı

           

    logo-footer